BASIN AÇIKLAMASI
Malazgirt’ten 30 Ağustos Zaferi’ne uzanan bağımsızlık ruhuyla; Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve tüm kahraman şehit ve gazilerimizi minnetle anarak sözlerime başlamak istiyorum.
Değerli konuklar,
Bugün, yeni bir adli yıla başlıyoruz.
Peki, yeni bir adli yıl gerçekten ne zaman başlar?
Takvim yaprağı değiştiğinde mi?
Adliye kapıları yeniden açıldığında mı?
Yoksa bir insan, hakkını aramak için mahkemenin kapısını çaldığında “Burada adalet bulacağım.” diyebildiğinde mi?
Bence asıl soru budur!
Bir yurttaş, karşısındaki kişinin kim olduğuna bakmadan aynı hukukun uygulanacağına inanıyor mu?
Bir hâkim, kararını yalnızca Anayasa'ya, kanuna ve vicdani kanaatine göre verebildiğinden emin mi?
Bir savcı, soruşturmasını bağımsız biçimde yürütebildiğini hissediyor mu?
Bir avukat, görevini yaptığı için tehdit edilmeyeceğini biliyor mu?
İşte, hukuk devletinin gerçek sınavı burada başlıyor.
Biz, bugün yalnızca yargının sorunlarını konuşmuyoruz.
Aslında adaletin, vatandaşın hayatındaki karşılığını konuşuyoruz.
Çünkü hukuk devleti, yalnızca iyi kanunların bulunduğu devlet değildir.
Hukuk devleti; kanunun herkese eşit uygulandığı, mahkeme kararlarının beğenildiği için değil, hukuk gerektirdiği için uygulandığı bir düzendir.
Bu bağlamda; Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasının tartışma konusu hâline gelmesi yalnızca hukukçuların meselesi değil, hepimizin meselesidir.
Değerli meslektaşlarım,
Tutuklama konusunda son derece açık konuşmalıyız: Özgürlük esastır, tutuklama ise ancak bir istisnadır.
Henüz hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan bir insanın uzun süre özgürlüğünden mahrum bırakılması, tutuklamanın fiilen cezaya dönüşmesidir.
Ne var ki bugün, soruşturmanın gizliliği giderek aşınmakta; henüz iddianamesi dahi düzenlenmemiş dosyalar kamuoyu önünde tartışılmakta ve insanlar daha yargı kararı çıkmadan suçlu ilan edilmektedir.
Oysa unutulmamalıdır ki;
İddia, hüküm değildir.
Şüphe, mahkûmiyet değildir.
Sosyal medya ise asla bir mahkeme salonu değildir.
İşte tam da bu yüzden masumiyet karinesi, teknik bir hukuk kuralı değil, insan onurunun en temel güvencesidir.
Değerli konuklar,
Şimdi savunmadan, yani biz avukatlardan söz etmek istiyorum.
Çünkü yargının diğer iki unsuru güçlü olsun, savunma zayıf kalsın; böyle bir sistem uzun süre adil kalamaz.
Bugün avukat; dosya yüküyle, ekonomik sorunlarla, mesleğin itibarsızlaştırılmasıyla hatta fiziki saldırılarla mücadele ediyor.
Genç avukata “Adaletin savunucusu ol.” diyoruz.
Ama aynı zamanda onu ekonomik ve mesleki güvencesizlik içinde bırakıyorsak, burada ciddi bir çelişki vardır.
CMK ve adli yardım hizmetleri, avukatın fedakârlığı üzerine kurulamaz.
Kamu avukatlarının özlük hakları görmezden gelinemez.
Serbest avukatın mesleki bağımsızlığı, ekonomik bağımsızlığından ayrı düşünülemez.
Ve özellikle şunu söylemek istiyorum: Avukat, taraf değildir.
Avukatın müvekkiliyle özdeşleştirilmesi yalnızca avukata yapılmış bir haksızlık değildir.
Bu, vatandaşın hak arama özgürlüğüne yönelmiş bir tehdittir.
Çünkü avukata yönelen her saldırının arkasında, çoğu zaman savunmasız bırakılmış bir yurttaş vardır.
Değerli konuklar,
Maalesef meslektaşlarımızı sırf görevlerini yaptı diye kaybettik.
Avukat Zekeriya Polat'ı, Avukat Hatice Kocaefe'yi unutmadık.
Ve görevi başında şehit edilen Cumhuriyet Savcılarımızı ve hâkimlerimizi de unutmadık.
Savcı Mehmet Selim Kiraz'ı, Hâkim Mustafa Yücel Özbilgin'i de unutmadık.
Hukukçu hedef alındığında, aslında hedef alınan yalnızca bir insan değil, hedef alınan şey, hukukun kendisidir.
Bizler rakip değil, yargılamanın farklı görevlerini yerine getiren hukuk insanlarıyız.
Hepimizin üzerinde birleşebileceği ortak nokta hukuktur.
Değerli hazirun,
Barolar yalnızca avukatların özlük sorunlarını takip eden meslek kuruluşları değildir.
Barolar; savunmanın, insan haklarının ve yurttaşın hak arama özgürlüğünün güvenceleridir.
Bu nedenle baroların bağımsızlığı yalnızca avukatların meselesi değildir.
Baronun sesi kısıldığında, yurttaşın hak arama özgürlüğü de kısıtlanır.
Evet! Bizler, gerektiğinde eleştireceğiz.
Gerektiğinde itiraz da edeceğiz.
Ama bunu bir kişiye karşı olduğumuz için değil, hukukun yanında durduğumuz için yapacağız.
Çünkü; bizim tarafımız hukuktur.
Bu nedenle; bir vatandaş adliyeye girdiğinde kendisini güvende hissetmiyorsa, bir avukat görevini yaparken çekiniyorsa, bir hâkim ya da savcı görevini baskı altında yürüttüğünü düşünüyorsa, orada hukuka olan güveni yeniden inşa etmeye ihtiyacımız vardır.
Değerli konuklar,
Bugün yeni bir adli yılı başlatıyoruz.
Ben, gelecek adli yıl açılış konuşmamda, yine aynı sorunları konuşmak istemiyorum.
İstiyorum ki gelecek yıl burada;
Yargı mensuplarının tüm sorunlarının nasıl üstesinden geldiğimizi ve egemenlerin hukukundan, hukukun egemen olduğu bir Türkiye’ye nasıl kavuştuğumuzu konuşalım.
Bilinmesini isterim ki Denizli Barosu olarak; hukukun üstün olduğu, iddia, savunma ve hükmün; sadece kanunlara ve vicdana dayanarak bağımsızca var olduğu ve en önemlisi de vatandaşın adliyeye girdiğinde “Ben burada hakkımı alırım.” diyebildiği bir Türkiye hayalimiz var.
Bu hayalimiz için de taviz vermeden mücadelemizi sürdüreceğiz.
Denizli Baromuzun 100. yılının arifesinde; yeni adli yılın avukatlarımız, hâkimlerimiz, savcılarımız, baro ve adliye çalışanlarımız ile bütün yurttaşlarımız için hayırlı olmasını diliyorum. 01.09.2026
Av. Engin YILDIZ
Denizli Barosu Başkanı
