ANMA
6 ŞUBAT
Bazı tarihler vardır, takvimden silinmez. Bazı saatler vardır, ömür boyu durur.
Saat 04:17 Türkiye’nin kalbi o an durdu.
Bir uğultu… Sonra karanlık. Sonra sessizlik. Ve ardından göğe yükselen o tek cümle: “Sesimi duyan var mı?”
O gece evler sadece yıkılmadı, hayaller çöktü, soğuk betonun altında çocukluklar, anneler, babalar, hatıralar kaldı.
Bir fincan çay yarım kaldı masada, çalar saat sustu, okul çantası kapının yanında öylece bekledi.
Kimisi annesinin elini bırakamadı, kimisi evladının saçını son kez okşayamadı.
Bir şehir sabaha çıkamadı. Bir şehir adını acıyla değiştirdi. Antakya artık sadece bir yer değildi,
bir hatıraydı.
O gün rakamların yetmediğini öğrendik. 7.8’in bir sayı olmadığını, binlerce kalbin aynı anda kırılması olduğunu öğrendik.
Ama o karanlığın içinde ışığı da gördük.
Koşan hemşireleri, elleri kan içinde kazı yapan gençleri, yol bitmesin diye direksiyon başında uyumayan şoförleri, hiç tanımadığı birinin elini tutan insanları…
Bir ekmek bölündü, bir battaniye paylaşıldı, bir millet tek yürek oldu.
Çünkü biz; acıda da kardeş olmayı bilen bir halkız.
53.537 can… İsim isim, hikaye hikaye… Her biri bir dünya…
Ve biz biliyoruz; onlar sadece bir istatistik değil, bizim evladımız, komşumuz, meslektaşımız, dostumuzdu.
Bugün yine 6 Şubat.
Acı ilk günkü gibi taze.
Ama hafızamız daha güçlü.
Çünkü hatırlamak bir vefa, unutmamak bir borçtur.
Biz yasımızı kalbimizde, sorumluluğumuzu omuzlarımızda taşıyoruz.
Unutmadık.
Unutmayacağız.
Unutturmayacağız.
